Biraz mizah, biraz dram, biraz da memleket adına serzeniş…
Vallahi billahi, ben böyle bir gündem meclisinde!
Kırıkkale'de sabah gözümüzü açıyoruz, Yahşihan… öğlen oluyor Yahşihan… Akşam haberleri açıyoruz, yine Yahşihan!
Arkadaş bu Yahşihan nasıl bir yermiş böyle? Bir zamanlar belediye haberleriyle ilgili sorunlar geliyor, şimdi her gün yeni bir gelişmeyle ortaya çıkıyor. İnsanın ister istemez şu soru geliyor:
Ne Yahşihan'mış be kardeşim! Yediler, yediler… Bitirmediler!
Kapsamlı bir soruşturma var. İddialar var, dosyalar var, yargı süreci var. Kim ne yaptı, ne etti; bunun için mahkemeler verecek. Ama vatandaşın kafasındaki soru sonuçları de öyle kolay kolay buhar olup uçmuyor.
Ahmet Sungur, Osman Türkyılmaz, Aydın Demirdirek, Ulaş Biçer, Serkan Yıldıran, İbrahim Aydın…
Yahşihan bileşenlerindeki isimler bir geliyor, bir gidiyor. Onun yeni konularında vatandaşın merakı biraz daha artıyor. Dosyanın kapağı açıldıkça yeni sorular doğuyor.
Ben de düşünüyorum:
"Ulan Süleyman, sen bu kadar yıldır gazetecilik yapıyorsun. Senin neden bir şey yok?"
Yeminle bir kendimden yararlandım!
Kalktım, mal varlıklarını kontrol ettim. Babadan kalma iki üç tarla, bir ev, bir de şahsıma ait araba…
Ama öyle makam arabası falan sanmayın ha! Jeep desen değil, lüks araç desen hiç değil. Bildiğin araba işte; kontağı çevirice çalıştırılırsa, çalışmazsa sanayi yolunun seçeneği!
Sonra dedim ki kendi kendime:
“Dur bakalım Süleyman, belki de gözden kaçırdığın bir şey vardır!”
Kasayı açtım…
Kasa bomboş!
Ne altın var ne dolar ne de tomar tomar para…
Kasaya baktım, kasa bana baktı. İkimiz de tedavi ederek acıyarak muayene olduk!
Bir ara kasanın hesabının hesabını kapatmayı değiştirinm. Belki o da bir gün kıymete biner!
Şaka bir yana, insan bazen kendi kendine istemekten vazgeçer: Bu memlekette uzun süreli bozulma didinerek bir ev, birkaç dönüm tarla sahibi olmak bile mesele hâline gelirken, kamu görevinde bulunan bazı isimler Durumu mal varlığı iddiaları neden bu kadar çok konuşuluyor?
Elbette bir insanın kötü varlıklarının tek başına suçu yoktur. Önemli olan, kötü varlıkların nasıl edinildiği, gelirle uyumlu olup olmadığı ve kamuya ait kişisel çıkarlara dönüştürülüp dönüştürülmediğidir. Bunlar dedikoduyla değil, belgeyle, incelemeyle ve hukukla ortaya konulmalıdır.
Şimdi gelelim her şeyi biraz da dramatik olarak görüyorlar…
Bir taraftar geçim derdindeki vatandaş; Pazara çıkarken fiyat hesaplıyor, mazot almayı düşünüyor, faturayı öderken içemezsiniz.
Diğer belediyeler, kamu bütçeleri ve acil durumla ilgili ciddi iddialar…
Vatandaşın bilgisi aslında çok basit:
"Benim vergim nereye gidiyor? Belediyenin parası nasıl kullanılıyor? Kamu kaynakları yönetimler bu alacak hesabını veriyor mu?"
Kimseden mucize beklenmiyor. Vatandaş, kendisine sunulan hizmetlerin ve saklanan paranın hesabının açıkça bilinmesini istiyor.
Yol yapılsın, su aksın, sokaklar temizlensin, belediyenin imkânları şehrin yerleri için kullanılsın…
Vatandaşın parası vatandaşın hizmetine dönsün!
Ama Yahşihan profilinde onun yeni gelişmesiyle birlikte kamu kaynakları ve mal varlığı iddiaları konuşuluyorsa, burada yalnızca adli dosyalar değil, kamuda şeffaflık ve hesap vermelik meselesini de tartışabiliyoruz.
İşin mizahı bir yana, Yahşihan artık Kırıkkale'nin ayrılıklarından düşmeyen bir hikaye haline geldi.
İnsan haberleri takip ederken bazen kendini dizi izliyor sanıyor. Fakat bu bir dizi değil; gerçek bir belediye, gerçek bir kamu bütçesi ve hesabını soran gerçek insanlar var.
genelinde dizilerde bölüm sonunda jenerik akar, ertesi hafta yeni bölüm başlıyor. Burada ise vatandaş her sabah yeni bir gelişme var mı diye telefona sarılıyor.
“Bugün Yahşihan'da ne olmuş?”
Vallahi bir gün bu soruyu sormaktan kahvaltı yapamazsınız hâle gelemezsiniz!
Ama işin acı tarafı şu: Bu kadar ciddi iddiaların konuşulduğu bir yerde, insanların belediyelerine ve yerel yönetime güvendiği de tartışmaya açıldı. Güvenin yeniden kurulması için laf değil, öyle; polemik değil, belge; Mazeret değil, hesap verilmesi gerekiyor.
Kim suç, kim suçsuz?
Buna sosyal medya karar verecek. Buna gazetecinin kalemi tek başına hüküm verecek. Kararı hukuk verecek.
Fakat gazetecinin görevi de soru sormaktan vazgeçmek değil!
Ben Süleyman Yılmaz…
Yıllardır gazetecilik yapıyorum. Kalemimi alırken hesabımı da vicdanıma verir.
Babadan kalan tarlalardan birkaçı, bir ev, bir araba…
Kasayı açıyorum, bomboş!
Ama merak etmeyin, sorularımın kasası dolu.
Yahşihan'da kamu kaynakları nasıl kayıt edildi? İddiaların dayanağı ne? Kim hangi işlemden sorumludur? Kamu zararı oluştu mu? Oluştuysa bunun hesabından sorulacak mı?
İşte asıl meseleler bunlar!
Bugün isimler konuşuluyor, başka isimler gündeme gelebilir. Ama mesele sadece Ahmet Sungur, Osman Türkyılmaz, Aydın Demirdirek, Ulaş Biçer, Serkan Yıldıran veya İbrahim Aydın meselesi değil. Bu isimler hakkında ileri düzeydeki iddiaların her biri kendi delilleri ve hukuki süreç içinde değerlendirilmelidir.
Mesele, kamu emanetinin nasıl korunduğu ve vatandaşın özgürlüğünün nasıl güvence temelinde alındığıdır.
Çünkü belediye başkanlığı da müdürlük de makam koltuğu da kalıcıdır. Geride kalan ise yapılan hizmetler, verilen hesaplar ve vatandaşların hafızasıdır.
Son sözüm şu:
Ne Yahşihan'mış be kardeşim! Gündemden düşmüyor, dosyalar konuşuluyor, vatandaş soruyor…
Benim kasa boş çıktı ama memleketin hepsini bekleyen takip et dolu!
Şimdi mizahı bir kenara bırakalım da asıl parçalamayı gelelim:
Yahşihan'da bütün bu tartışmaların sonunda kamuoyunda, kamu sektörünün nasıl faaliyetine ilişkin açık, belgeli ve tatmin edici fiyatlar alabilecek mi?
İşte ben gazeteci olarak bunun peşindeyim.
Çünkü benim iletişim kasası doluyor, kalan sorular üzerine ışık tutuyor!
bayrakgazetesi.com.tr 'de ülke'ye dair önemli haberleri, Son dakika haberlerini ve ülke ile ilgili gelişmeleri, hava durumu ve namaz vakitlerini bulabilirsiniz.
#
#
#
#