• Dolar
    0.000
  • Euro
    0.000
  • Ç.Altın
    0.000
  • Altın
    0.000

°

Köşe Yazarı

SÜLEYMAN YILMAZ

  •  10 Ekim 2026
  • KIRIKKALE’NİN ÖNCE RUHUNU TEDAVİ ETMESİ GEREKİYOR!


     

    Eczacı Alpaslan Avundukluoğlu önemli bir noktaya parmak bastı: Hastalığı kabul etmeden iyileşmek mümkün mü?

    Süleyman Yılmaz Yazdı

    Canım Kırıkkaleliler…

    Canım Kırıkkale’m…

    Bazen insanın kendine dışarıdan bakması gerekir. Bazen bir şehrin de aynaya bakması, kendisiyle yüzleşmesi gerekir. Çünkü her sorunun çözümü başkasını suçlamakta değil, önce kendi hatalarımızı görebilmekte saklıdır.

    Eczacı Alpaslan Avundukluoğlu’nun sağlık sektörü üzerinden Kırıkkale insanının psikolojisine, kültürel yapısına ve toplumsal davranışlarına dikkat çekmesi, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir meseledir.

    Ben de buradan hareketle kendime ve bu şehrin insanına şu soruyu soruyorum:

    Biz gerçekten iyileşmek istiyor muyuz, yoksa hastalığımızı konuşup durmayı mı seviyoruz?

    HASTALIĞI KABUL ETMEDEN TEDAVİ OLMAZ!

    Bir insan düşünün…

    Doktora gidiyor. Şikâyetini anlatıyor. Doktor teşhis koyuyor, tedavi öneriyor. Fakat hasta tedaviyi kabul etmiyor. Hatta doktorun söylediklerine itiraz ediyor, verilen tavsiyeleri dinlemiyor.

    Peki, böyle bir durumda iyileşmek mümkün mü?

    Elbette insanın tedavi konusunda soru sorması, farklı görüş alması ve kararını bilinçli vermesi doğaldır. Ancak çözüm ararken gerçeği reddetmek, sorumluluktan kaçmak ve her defasında suçu başkasında aramak, iyileşmenin önündeki en büyük engellerdendir.

    Şehirler için de durum farklı değil.

    Kırıkkale’nin sorunlarını konuşuyoruz. Eğitimi, kültürü, siyaseti, sosyal hayatı, uyuşturucuyla mücadeleyi, gençlerin geleceğini ve toplumsal ilişkilerimizi tartışıyoruz.

    Peki, bütün bunların içinde kendi payımıza düşen sorumluluğu ne kadar kabul ediyoruz?

    Kırıkkale’nin iyileşmesi için önce teşhisi doğru koymamız, ardından da kendi hatalarımızla yüzleşmemiz gerekiyor.

    SİYASETTE ÖNCE OY VERİYOR, SONRA HESAP SORUYORUZ!

    Gelelim siyasete…

    Sandık geliyor. Tercihimizi yapıyoruz. Bir adaya, bir partiye, bir isme destek veriyoruz. Sonra aynı isimlerin yanlışlarını konuşuyor, hizmet etmediklerinden yakınıyor, şehrin neden gelişmediğini sorguluyoruz.

    Elbette seçmeni eleştirmek için değil, demokrasinin gereği olarak seçilenleri denetlemek için konuşuyoruz. Seçmenin oy verdiği kişiyi sonradan eleştirmesi en doğal hakkıdır.

    Ancak asıl mesele şudur: Oy verirken neye bakıyoruz?

    Liyakata mı, projeye mi, bilgiye mi, dürüstlüğe mi?

    Yoksa tanıdığımıza, yakınımıza, hemşehrimize, bize selam verene ya da birilerinin adamı olana mı?

    Biz adamın adamını aramaktan vazgeçip işin ehli insanı aramayı ne zaman öğreneceğiz?

    Bir insanın zekâsını akıl, yüksek sesle konuşmasını bilgi, yakınlığını liyakat, mensubiyetini de ahlak zannetmeye başladığımızda yanlış tercihler yapmamız kaçınılmazdır.

    Şehrin gelişmesi için isimlerin değil, fikirlerin; kişisel ilişkilerin değil, ortak aklın; sadakatin değil, ehliyetin öne çıkması gerekir.

    TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ ŞEKİLDEN İBARET DEĞİLDİR!

    Kırıkkale’nin köklü bir milliyetçi geçmişi var. Bu şehrin insanı vatanını, bayrağını, devletini ve milletini sever. Bu değerler bizim için önemlidir.

    Ancak insanın kendine sorması gereken bir soru daha var:

    Bir fikri savunmak, o fikrin gereğini yerine getirmek midir?

    Türk milliyetçiliği yalnızca bir sembol taşımak, bir slogan söylemek, bir siyasi kimlikle anılmak değildir. Milliyetçilik; millete faydalı olmak, adaleti gözetmek, çalışmak, üretmek, dürüst olmak ve insan hakkına saygı duymaktır.

    Milletini sevdiğini söyleyip komşusunun başarısını kıskanmak, haksızlık karşısında susmak, hak edeni değil yakını olanı desteklemek, insanları siyasi kimliğine göre değerlendirmek…

    Bunlar savunduğumuz değerlerle ne kadar örtüşüyor?

    Bir fikrin büyüklüğü, onu taşıyan insanların davranışlarıyla ölçülür.

    Bizim ihtiyacımız, değerlerimizi yalnızca dilimizde değil, hayatımızda da yaşatmaktır.

    KISKANÇLIK, HASET VE İFTİRA: BİRBİRİMİZİ NEDEN AŞAĞI ÇEKİYORUZ?

    Kırıkkale’de üzerinde durulması gereken toplumsal meselelerden biri de insan ilişkileridir.

    Bir hemşehrimiz bir işe başlıyor, başarılı oluyor, bir adım öne çıkıyor. Onu tebrik etmek, başarısından ilham almak yerine bazen arkasından konuşmayı tercih ediyoruz.

    Birinin başarısını küçümsüyor, bir başkasının niyetini sorguluyor, kimi zaman da doğruluğunu araştırmadan sözler yayıyoruz.

    Dedikodu, iftira, bel altı vurma, kişisel hesaplar…

    Bunlar yalnızca iki insanın arasını bozmaz. Bir şehrin güven duygusunu da aşındırır.

    Elbette Kırıkkale’de herkes böyledir demiyorum. Bu şehirde dürüst, çalışkan, yardımsever, üreten ve başkasının başarısına sevinen çok sayıda insanımız var. Meselemiz, iyi insanların değerini korurken yanlış davranışları da görmezden gelmemektir.

    Eleştiri başka, iftira başkadır.

    Hesap sormak başka, yargısız infaz başkadır.

    Bir iddiayı araştırmak başka, hükmü peşinen vermek başkadır.

    Bir insanın şerefini, itibarını ve kişilik haklarını korumak; medeni bir toplum olmanın temel şartıdır.

    Mahkemeler karar verirken delile bakar. Biz ise bazen bir söylentiyle hüküm veriyoruz. Üstelik o hükmü geri almak, ilk sözü söylemekten çok daha zor oluyor.

    Birbirimizin kuyusunu kazmak yerine birbirimize merdiven olmayı öğrenmeliyiz.

    ÖLÜMDEN, KAVGADAN KORKMUYORUZ DA BİLGİDEN NEDEN KAÇIYORUZ?

    Şimdi gelelim en can alıcı meseleye…

    Kavga etmeye cesaretimiz var. Tartışmaya girmeye cesaretimiz var. Bir konuda kesin hüküm vermeye, bilmediğimiz meselelerde bile ahkâm kesmeye cesaretimiz var.

    Peki, okumaya aynı cesareti gösterebiliyor muyuz?

    Araştırmaya, öğrenmeye, bilmediğimizi kabul etmeye, yanlışımızı düzeltmeye ne kadar hazırız?

    Bazen en büyük cesaret, karşısındakine meydan okumak değil, kendi cehaletiyle yüzleşmektir.

    Bilgi insanı küçültmez. Bilgi insanın eksiklerini gösterir; insan da o eksikleri tamamladıkça büyür.

    Okuyan, sorgulayan, araştıran, farklı fikirleri dinleyebilen bireylerin çoğaldığı bir şehirde önyargılar zayıflar, dedikodunun etkisi azalır, toplumsal ilişkiler güçlenir.

    Kırıkkale’de eğitim ve okuma kültürünü güçlendirmek istiyorsak bunu yalnızca okullardan bekleyemeyiz. Ailelerin, yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının, basının ve bütün kurumların bu konuda sorumluluğu var.

    Kütüphaneler, kitap etkinlikleri, söyleşiler, bilim ve kültür buluşmaları daha görünür olmalı.

    Çünkü bilgiye yatırım yapmayan bir toplum, sorunlarını çoğu zaman aynı yerde dönüp dolaşarak çözmeye çalışır.

    UYUŞTURUCUYLA MÜCADELE SADECE POLİSİN İŞİ DEĞİLDİR!

    Gençlerimiz…

    Bizim yarınlarımız, evlatlarımız, en kıymetli hazinemiz.

    Uyuşturucu ve bağımlılık meselesini yalnızca operasyon haberleriyle ele alamayız. Güvenlik güçlerinin mücadelesi elbette çok önemlidir. Ancak önleyici çalışmalar, aile desteği, eğitim, psikolojik danışmanlık ve sosyal imkânlar da aynı derecede önem taşır.

    Bir gencin elinden tutmak için onun suça sürüklenmesini beklememeliyiz.

    Gençlerimizi sporla, sanatla, bilimle, kitapla ve üretimle buluşturmalıyız. Ailelerin destek alabileceği mekanizmaları güçlendirmeli, bağımlılıkla mücadele eden insanları damgalamak yerine tedaviye ve topluma kazandırılmaya teşvik etmeliyiz.

    Bir gencin hayatını kurtarmak, yalnızca bir aileyi değil, geleceğin tamamını kurtarmaktır.

    Kırıkkale’nin gençleri boş zamanlarında gidecek yer bulamıyorsa, yeteneklerini geliştirecek imkânlara erişemiyorsa, kültür ve sanat faaliyetleri sınırlı kalıyorsa burada hepimizin düşünmesi gereken bir konu vardır.

    Gençlerimize sadece nasihat vermek yetmez. Onlara fırsat da sunmalıyız.

    YEŞİLİ AZ, KÜLTÜRÜNE SAHİPLENMESİ GEREKEN BİR ŞEHİR…

    Bir şehrin gelişmişliği yalnızca binalarıyla, yollarıyla, alışveriş merkezleriyle ölçülmez.

    O şehrin insanına sunduğu yaşam kalitesiyle ölçülür.

    Yeşil alanlarıyla, parklarıyla, yürüyüş yollarıyla, sosyal yaşamıyla, kültür ve sanat faaliyetleriyle ölçülür.

    Kırıkkale’nin daha fazla yeşil alana, daha çok ağaca, korunmuş doğal alanlara ve insanların nefes alabileceği ortak mekânlara ihtiyacı var.

    Şehrimizin coğrafyasını, doğal güzelliklerini, tarihini ve kültürel değerlerini yeterince tanıyor muyuz? Bu değerleri gelecek kuşaklara aktarmak için ne yapıyoruz?

    Peki ya sanatçılarımız?

    Yazarlarımız, şairlerimiz, müzisyenlerimiz, tiyatrocularımız ve kültür insanlarımız…

    Bir sanatçıyı yaşarken desteklemek yerine öldükten sonra hatırlamak, bir kitabı okumadan yazarı hakkında hüküm vermek, kültür etkinliklerini gereksiz görmek bize ne kazandırıyor?

    Kültür ve sanat bir şehrin süsü değildir. Bir şehrin hafızası, kimliği ve geleceğidir.

    Kırıkkale’nin yetiştirdiği değerlere sahip çıkması, yerel sanatçılarını desteklemesi, kitap fuarlarını, sergileri, konserleri, tiyatro etkinliklerini ve kültürel buluşmaları artırması gerekir.

    Şehrin insanı yalnızca alışveriş yapmak, yemek yemek ve günlük telaşın peşinden koşmak için yaşamamalı. Birlikte öğrenebileceği, üretebileceği ve paylaşabileceği alanlar da bulmalı.

    MEDENİYET, BAŞKASINA SAYGI DUYMAKLA BAŞLAR

    Medeniyet dediğimiz şey yalnızca asfalt, bina, teknoloji ve ekonomik güç değildir.

    Medeniyet; trafikte başkasının hakkına saygı göstermektir. Bir insanın düşüncesine katılmasak da onu dinleyebilmektir. Kamu malını korumaktır. Sırasını beklemektir. Kadına, çocuğa, yaşlıya ve engelliye saygı göstermektir.

    Medeniyet, eleştiriye tahammül edebilmektir.

    Medeniyet, yanlış yaptığında özür dileyebilmektir.

    Medeniyet, insanı makamına, parasına, siyasi görüşüne veya tanıdıklarına göre değil, insan olduğu için değerli görmektir.

    Kişisel çıkarlarımızı toplumun çıkarlarının önüne koyduğumuzda, başkasının hakkını önemsemediğimizde, her olayda kendi tarafımızı haklı çıkarmaya çalıştığımızda gelişmenin önüne kendimiz set çekiyoruz.

    Bir şehrin kültürel gelişimi, yalnızca kaç okulunun veya kaç kütüphanesinin olduğuyla değil, insanlarının birbirine nasıl davrandığıyla da anlaşılır.

    PEKİ, KIRIKKALE NASIL İYİLEŞECEK?

    Önce kendimize karşı dürüst olacağız.

    Siyasette liyakati savunacağız. Eğitimde ve okumada daha fazla çaba göstereceğiz. Gençlerimize sahip çıkacağız. Uyuşturucuyla mücadeleyi toplumsal bir sorumluluk olarak göreceğiz. Yeşil alanlarımızı artırmak için çalışacağız. Kültür ve sanata destek vereceğiz.

    Dedikoduyla değil, bilgiyle konuşacağız.

    İftira yerine delil arayacağız.

    Kıskançlık yerine dayanışmayı, bencillik yerine paylaşmayı, körü körüne bağlılık yerine sorgulamayı tercih edeceğiz.

    Bir insanın siyasi görüşü ne olursa olsun hakkını teslim edeceğiz. Birinin başarısını kendimize tehdit değil, şehrimize kazanç olarak göreceğiz.

    En önemlisi de başkalarını değiştirmeye çalışmadan önce kendi davranışlarımızı sorgulayacağız.

    Bunların hiçbiri bir günde gerçekleşmez. Toplumsal değişim zaman, emek ve kararlılık ister. Ama değişimin ilk adımı, sorunun varlığını kabul etmektir.

    SON SÖZÜM CANIM KIRIKKALE’ME…

    Ben bu şehri seviyorum.

    Bu şehrin insanını, toprağını, geçmişini ve geleceğini önemsiyorum. Kırıkkale’nin daha güzel, daha huzurlu, daha kültürlü ve daha yaşanabilir bir şehir olmasını istiyorum.

    Eleştiriyorsam düşman olduğum için değil, daha iyisini hak ettiğimize inandığım için eleştiriyorum.

    Eczacı Alpaslan Avundukluoğlu’nun gündeme taşıdığı mesele de bu yönüyle üzerinde durulmayı hak ediyor: Bazen sorunu çözmek için önce onu doğru anlamak, sonra da kendi payımıza düşeni kabul etmek gerekiyor.

    Canım Kırıkkaleliler…

    Birbirimizi yemeyi bırakıp birbirimize destek olmayı öğrenelim.

    Bilgili insanı küçümsemeyelim. Başarılı insanı kıskanmayalım. Farklı düşüneni düşman ilan etmeyelim. Gençlerimizi yalnız bırakmayalım. Çocuklarımıza yalnızca geçimlerini sağlamayı değil, iyi insan olmayı da öğretelim.

    Çünkü bir şehri yalnızca yöneticileri değil, o şehirde yaşayan insanların tercihleri, alışkanlıkları ve değerleri de şekillendirir.

    Kırıkkale’nin önce zihinsel ve kültürel gelişimine yatırım yapması, kendi hatalarıyla yüzleşmesi ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmesi gerekiyor.

    Unutmayalım…

    Hastalığını kabul etmeyen tedavi aramaz. Hatasını kabul etmeyen değişmez. Değişmeyen bir şehir ise geleceği yakalamakta zorlanır.

    Kırıkkale’nin sorunu çözümsüzlük değil; sorunlarını çözmek için ortak aklı, bilgiyi, ahlakı ve dayanışmayı daha güçlü biçimde harekete geçirme ihtiyacıdır.

    Benim derdim Kırıkkale…

    Benim derdim Kırıkkaleli…

    Benim derdim, bu şehrin çocuklarına daha güzel bir gelecek bırakabilmek.

    Kalemim kırık olabilir ama umudum kırık değil.

    Süleyman Yılmaz

    Yazar Yorumları

    Yorum Yaz

    92660

    Hakkımızda

    bayrakgazetesi.com.tr 'de ülke'ye dair önemli haberleri, Son dakika haberlerini ve ülke ile ilgili gelişmeleri, hava durumu ve namaz vakitlerini bulabilirsiniz.

    Uygulamamız

    Üyeliklerimiz

    İha üyesidir

    İletişim

    #

    #

    #

    #