Bugün size büyük laflar, siyasi tartışmalar ya da gündelik hayatın hengâmesini değil; küçücük bir çocuğun yüreğime dokunan hikâyesini anlatmak istiyorum.
Dün dostlarla sohbet ediyorduk.
Telefonum çaldı.
Arayan bir dostumdu.
“Dayı, senden bir ricam var…” diye başladı.
Sonrasında anlattıkları, yüreğimi burktu.
“Bizim buraya bir çocuk geldi. Tanıyorum çocuğu. Babası cezaevinde. Annesi bırakıp başka birine gitmiş. Şimdi yaşlı bir babaannesiyle birlikte kalıyor. Okullar açılıyor. Gürler Okulu’nda ikinci sınıfa başlayacak.”
Sonra bir bir saymaya başladı:
“Dayı, kalemi yok… Defteri yok… Çantası yok… Kitabı yok… Üstü yok… Ayakkabısı yok…”
Bir an dayanamadım.
“Yeter, yeter kardeşim…” dedim.
“Siz ne güne duruyorsunuz?”
Dostumun cevabı ise her şeyi anlatıyordu:
“Dayı, biz üzerimize düşeni yapıyoruz. Babaanne kirada oturuyor. Kocasından kalan bir maaşı var. Kirasını ödüyoruz, elektriğini, suyunu karşılıyoruz. Ama çocuk gelince aklıma sen geldin. Ben de seni aradım.”
İşte o anda yüreğim bir kez daha cız etti.
Çünkü babasızlık da zordur, annesizlik de… Ama çaresizlik hepsinden ağırdır.
Bir çocuğun okul çantasının olmaması belki bir eşya eksikliğidir.
Ama o çocuğun arkadaşlarının yanında başını eğmesi, ayakkabısına bakıp utanması, “Benim neden yok?” diye içine kapanması…
İşte asıl mesele budur.
Hemen dedim ki:
“Tamam kardeşim. Defterini, kalemini, silgisini, çantasını, önlüğünü, ayakkabısını alalım. Bu çocuk okula arkadaşlarından eksik gitmesin.”
O sırada yanımda bir dost daha vardı.
“Ya ağabey, sen ne konuşuyorsun böyle?” diye sordu.
Telefonu kapatmadım, konuyu anlattım.
“Abi, kıyafetlerini de ben alayım.” dedi.
İşte dostlar…
Ben bu olayı bunun için anlatıyorum.
Bir çocuğun ihtiyacını karşılamak için zengin olmayı beklemeyin.
Bazen bir çanta alırsınız.
Bazen bir çift ayakkabı…
Bazen bir mont…
Bazen birkaç defter ve kalem…
Ama aslında satın aldığınız şey bunlar değildir.
Bir çocuğun mahcubiyetini alırsınız.
Bir çocuğun yüzündeki hüznü silersiniz.
Bir çocuğun “Ben de varım” demesini sağlarsınız.
BU ÇOCUKLAR DA BİZİM ÇOCUKLARIMIZ
Ekonomik şartların her geçen gün ağırlaştığını hepimiz görüyoruz.
Yoksulluk var mı?
Evet, var.
Ve bazen anne babaların yaptığı hataların bedelini çocuklar ödüyor.
Baba yanlış yapıyor, çocuk bedel ödüyor.
Anne yanlış bir karar veriyor, çocuk bedel ödüyor.
Hayat şartları ağırlaşıyor, yine çocuk eksik kalıyor.
Peki çocukların bunda ne suçu var?
Hiçbir suçu yok!
İşte bu yüzden onların elinden tutmak zorundayız.
Çünkü bu çocuklar sadece bir ailenin evladı değil.
Bu çocuklar bizim çocuklarımızdır.
Bugün okula göndereceğimiz bir çocuk, yarın bu ülkenin doktoru olabilir.
Öğretmeni olabilir.
Mühendisi olabilir.
Esnafı, gazetecisi, öğretmeni, polisi, askeri olabilir.
Belki de yarın bu şehrin kaderini değiştirecek insanlardan biri olacaktır.
BİR ÇOCUĞU SEVİNDİRMEK, GELECEĞE YATIRIMDIR
Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“Sevap kazanmak için harcayacağınız şeyleri öncelikle ananıza, babanıza, akrabanıza, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara verin. İyilik olarak her ne yaparsanız, Allah onu mutlaka bilir.”
Bu ayetin bize anlattığı çok açık:
Elimizde ne varsa, imkânımız ne kadarsa; paylaşmak, sahip çıkmak ve iyiliği çoğaltmak…
Çok parası olan dostlarımıza da buradan bir çift sözüm var.
Malınız mülkünüz olabilir.
Kazancınız güzel olabilir.
Allah daha da artırsın.
Ama unutmayın…
Bu fakir insanlar da bizim insanlarımız.
Onların çocukları da bizim çocuklarımız.
Bir çocuk, okulun kapısından içeri girerken arkadaşının pırıl pırıl kıyafetlerine bakıp kendi yırtık ayakkabısını saklamaya çalışıyorsa…
İşte orada hepimizin biraz durup düşünmesi gerekir.
Bir akşam birkaç arkadaş yemeğe çıkıyoruz.
Üç-beş kişi…
Masaya hesap geliyor:
Beş bin…
Altı bin…
Bazen on bin lira…
Ve o para birkaç saat içerisinde tüketilip gidiyor.
Oysa aynı parayla bir çocuğun okul ihtiyaçlarını karşılayabiliriz.
Belki iki çocuğun yüzünü güldürebiliriz.
Belki bir çocuğun ayakkabısını değiştirebiliriz.
Belki bir annenin “Çocuğumu mahcup etmeden okula gönderebileceğim” diye gözlerinin dolmasına sebep olabiliriz.
İşte asıl zenginlik budur.
ÇOCUKLARIMIZI ONLARIN YERİNE KOYALIM
Şimdi sizden bir şey rica ediyorum.
Kendinizi o çocuğun yerine koymayın.
Kendi çocuğunuzu onun yerine koyun.
Çocuğunuzun çantası olmadığını düşünün.
Ayakkabısının yırtık olduğunu…
Kıyafetinin eski olduğunu…
Arkadaşları yeni kalemlerini, defterlerini çıkarırken onun çantasından hiçbir şey çıkmadığını…
Ve çocuğunuzun eve gelip:
“Baba, anne… Ben neden onlar gibi değilim?” dediğini düşünün.
İşte filmin koptuğu yer orasıdır.
O zaman mesele bir çanta, bir ayakkabı, bir mont olmaktan çıkar.
Mesele vicdan olur.
Mesele merhamet olur.
Mesele insanlık olur.
HAYDİ, YARIN ETRAFIMIZA BAKALIM
Dostlar…
Sokaklarımızda, mahallelerimizde, apartmanlarımızda, komşularımızın arasında mutlaka desteğe ihtiyacı olan aileler vardır.
Belki hemen yanımızdaki evdedir.
Belki fark etmiyoruz.
Belki onlar istemeye utanıyordur.
Belki bir anne çocuğunun okul ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını düşünüp geceleri uyuyamıyordur.
Biz ise yanı başımızdaki bu hikâyeden habersiz yaşıyoruz.
O yüzden diyorum ki:
Yarın etrafımıza biraz daha dikkatli bakalım.
Okula gidecek bir çocuğu sevindirelim.
Bir defter alalım.
Bir kalem alalım.
Bir çanta alalım.
Bir çift ayakkabı alalım.
Bir mont alalım.
Ama en önemlisi…
Sevgimizi verelim.
Çünkü bu dünyayı ağlayan, başı yere eğilmiş çocuklar kurtaramayacak.
Bu dünyayı gülen, eğlenen, şen şakrak çocuklar kurtaracak.
Onlar bizim geleceğimiz.
Onlar bu ülkeyi, bu şehri yarın yeniden inşa edecek.
Biz bugün onların elinden tutarsak, yarın onlar başka çocukların elinden tutacak.
Belki bizim adımızı bile hatırlamayacaklar.
Ama yaptığımız iyilik, onların hayatında bir iz bırakacak.
Ve inanıyorum ki…
O çocuğun duası, sahip olduğumuz servetlerden çok daha kıymetlidir.
Çünkü mal biter.
Para biter.
Makam biter.
Dünya hayatı biter.
Ama bir çocuğun yüzünde bıraktığınız tebessüm, bir insanın hayatına dokunan iyilik ve Allah rızası için uzattığınız el unutulmaz.
Hülasa…
Sen de annesin, babasın.
Onlar da çocuk.
Senin çocuğun nasıl seninse, o çocuklar da bizim.
Çocuklarımız güle oynaya okula giderken başka bir çocuğun yırtık ayakkabısıyla başı önde yürümesine razı olmayalım.
Haydi dostlar…
Bugün olmazsa yarın…
Yarın olmazsa başka bir gün…
Bir çocuğun yüzünü güldürelim.
Bir çocuğun elinden tutalım.
Çünkü bugün tuttuğumuz o küçücük el, yarın belki bu ülkeyi ve bu şehri inşa edecek.
Merhamet sahibi dostlarım, okurlarım…
Allah için bir çocuğu sevindirelim.
İyi ki varsınız.
Allah hepinizden razı olsun.

Balışeyh Belediyesi'nden tarihi hizmet

AKPARTİ’DE İLÇE BAŞKANI YARIŞI BAŞLADI

Öğrencilerin karne sevinci: Pandemisiz ilk yaz tatili başladı
bayrakgazetesi.com.tr 'de ülke'ye dair önemli haberleri, Son dakika haberlerini ve ülke ile ilgili gelişmeleri, hava durumu ve namaz vakitlerini bulabilirsiniz.
#
#
#
#